Milletin Anayasal Bütçe hakkı kötüye kullanılıyor

Kategoriler: Basın açıklaması

7 Mart 2016 günü TBMM Genel Kurulu’nda
2016 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu’nun
6’ncı maddesi üzerine konuştum

Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu’nun 6’ncı maddesi ile Maliye Bakanı’na kurum içi aktarmalar, yedek ödenek aktarma yetkisi ve diğer kurumlardaki bu alandaki ilkeler belirleniyor. Ancak Maliye Bakanlığı’nın geçmiş yıllarda hem ödenek aktarma yetkisinde, hem de ödenek üstü harcamalarda yetki aşımı yaptığını Sayıştay’ın 2012, 2013 ve 2014 yılları Merkezi Yönetim Bütçesi Genel Uygunluk Bildirimlerinde görülüyor.

Maliye Bakanlığı; gerek Anayasa’nın 161’inci maddesini, gerekse ilgili diğer kanun hükümlerini hiçe sayarak milletimizin ‘Bütçe Hakkını’ çiğniyor, adeta gasp ediyor.

Kimse bizden milletimizin vergilerinden oluşan bütçede, kanun tanımaz keyfi harcamaları onaylamamızı beklemesin.

Geçmiş tüm bu yetki aşımları ortadayken; şimdi 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun tasarısıyla yine Maliye Bakanlığı’na, hiçbir sınırlamaya bağlı olmaksızın, 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi’ni neredeyse bütünüyle ve her yönüyle ortadan kaldırıp, istediği şekilde kullanma yetkisi verilmek isteniyor.

Büyük kısmı milletimizin vergileriyle oluşan, bütçede yapılacak kanun tanımaz keyfi harcamaları onaylamamız mümkün değildir.

6 yıl geçti hâlâ devlet destekleri denetlenmiyor, takip edilmiyor bu alandaki keyfiyet devam ederken, ilgili yönetmelik çıkarılmıyor.

13 yıldır çeşitli düzenlemelerle yapılan uygunsuzluğa yasal zırh oluşturma çabası bir başka alanda daha görülüyor:

Altı yıl önce; devlet yardımlarının AB mevzuatına uygun olarak verilmesi ve denetlenmesinin yasal çerçevesini oluşturan “6015 sayılı Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanun” yasalaşmıştı. Bu yasaya göre yönetmelik çıkarılarak Devlet Desteklerini İzleme ve Denetleme Kurulu’nun, devletin vatandaşlara ve şirketlere aktardığı tüm ekonomik desteklerin denetlenip, kamuoyuna duyurulması gerekiyordu. Ayrıca şüpheli destekler durdurulabilecek ve hak etmeyen kişi veya şirketlere verilmiş destekler iptal edilebilecekti.

Önceki dönemlerden bu yana TBMM’de yazılı soru önergeleri vererek takip ettiğimiz yönetmelik bir kez daha Bakanlar Kurulu kararıyla 31 Aralık 2016’ya uzatıldı.

Bu yönetmelik çıkmadığı için devlet yardımlarının denetimi halen yapılamıyor, yeterli şeffaflık sağlanamıyor. Yasayla 2010 yılında kurulan Devlet Destekleri Genel Müdürlüğü halen konuyla ilgili ne bir raporu, ne de devlet desteği envanteri bulunuyor. Bu yüzden milletimizin parasından oluşan devlet desteklerinin nereye harcandığı, kamu bankalarının batık kredilerinin ne kadar olduğu, uygulamanın neden sürekli ertelendiği ve nasıl izlenip denetlendiği halen tam bir muamma durumunda.

Ülkemizde, her alanda şeffaflıktan uzaklaşılıyor. Bu tip uygulamalar yüzünden Uluslararası Şeffaflık Endeksi’nde 2014 yılında yaşadığı dramatik düşüşle son 6 yıldaki ilerlemesini sıfırlayan Türkiye, 2015 Raporu’nda 168 ülke arasında 66’ncı sıraya geriledi.

Türkiye şeffaflıktan, hesap verebilirlikten uzaklaştıkça, ekonomiye güven de yerlerde sürünüyor.

Şeffaflık olmadığı için yolsuzluklar arttı. Türkiye’nin 2015 yılında ‘Dünya Yolsuzluk Algı Endeksi’nde de 168 ülke içinde 66’ıncı sıraya düşürüldü. Hâl böyle olunca ekonomimizdeki belirsizlikler ve güvensizlikler giderek artıyor. Şubat ayında son açıklanan Ekonomik Güven Endeksi’nde yaşanan %14,8’lik dramatik düşüşün temelinde; yine Şubat ayında Tüketici Güven Endeksi’ndeki %7’lik azalış ve Sektörel Güven Endekslerindeki düşüşler bulunuyor. Bu yetersiz rakamlar bize; hem bugün, hem de gelecekte insanlarımızın ekonomiye güveninin giderek azaldığını gösteriyor.

13 yıldır ekonomimiz ve bütçemiz için şeffaflık öngöremeyenlerin yaratmış olduğu hazin tabloyu Türkiye hak etmiyor.