13 yıldır rantçı şehircilik; çevreyi yemeye, yok etmeye devam ediyor

Kategoriler: Basın açıklaması

5 Mart 2016 günü TBMM Genel Kurulu’nda
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü
2016 Yılı Bütçe ve Kesin Hesapları üzerine yaptığım konuşma

Bu yetersiz bütçe rakamlarıyla Türkiye’nin çevre ve şehircilik beklentileri karşılanamaz.
Yıllardır Bakanlığı yönetenler, bütçesini artırabilme becerisini gösteremeyip, mevcudu da verimli ve etkili kullanamayarak; hak edilen ve beklenilen çağdaş, gelişmiş çevre ve şehircilik hizmetlerini sunamadılar.

İktidar çevre konusunda samimi değil.
64’üncü Hükûmet Programı’nda ‘Hükûmetimizin temel politika ve uygulama alanı çevre haklarına saygı olacaktır’ vaadinde bulunanların samimiyetsizlikleri 2015 ve 2016’da yaşanan önemli çevre olaylarına bakıldığında görülüyor.

2012’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Artvin’in Cerattepe bölgesinde, iktidara yakın bir holdinge maden çıkarma izni verdi. 2015 Ocak’ta idare mahkemesi şirkete verilen ÇED olumlu raporunu iptal etti. Ancak imdada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetişti, şirkete yeni ÇED iznini geçtiğimiz günlerde tekrar verdi. Başbakan “Hukuksal süreç bitene kadar çalışmalar duracak” sözünü verdiği esnada bile firma madencilik faaliyetlerini sürdürdü. Tüm Türkiye’yi ayağa kaldıran bu doğa katliamında çevrecilerin hakları gasp edildi.

Antalya Expo 2016 için, İzmir’in Ödemiş ilçesi Bademli beldesine 1071 yılında dikilen ve Türkiye’nin en yaşlı zeytin ağacı ünvanını taşıyan ağaç, 945 yıldır bağlı bulunduğu toprağından sökülerek Antalya’ya taşınmış ve birilerine show malzemesi yapıldı. Bir çevre ve doğa hakkı da burada yerle bir edildi.

Türkiye’nin dört bir yanında HES, kömürlü termik santraller, madenler, nükleer santraller, 3. köprü, 3. havalimanı gibi projelerle ilgili çevre ve doğa olumsuzlukları karşısında Bakanlık, vatandaşımız kadar gerekli duyarlılığı gösteremedi.

AB standartlarında günlük ortalamanın 50 mikrogram/metreküp oranını aşmaması gerekli olan Partikül Madde 10’un (PM10) başta İzmir olmak üzere birçok ilimiz ve ilçemizde kat kat aşıldığı görülüyor. AB standartlarına göre bu oranın, yıl içinde günlük sınırı aşma sayısı 35 günü geçmemeli kıstası halen Türkiye’de uygulanmıyor. Sorumluların çevre ve doğaya gösterdiği duyarsızlık sonucunda, Türkiye uluslararası arenada çevre konusunda gerilerde kalıyor.

Uluslararası arenada Türkiye çevre konusunda sınıfta kaldı.
Davos Zirvesi’nde yayınlanan Çevre Hassasiyeti Raporu’na göre Türkiye 10 üzerinden 0,1 puan alarak, 60 ülke arasında 59’uncu oldu. 2 yılda bir yayınlanan Dünya Çevre Performansı 2016 Endeksi’nde Türkiye 180 ülke arasında 99’uncu oldu. Yine aynı Endeks’te Türkiye, ‘biyolojik çeşitliliği koruma’ bakımından da 177’nci sıraya geriledi.

Dengesiz bir kalkınma ve sanal bir büyüme etkisiyle 13 yıldır kentlerimiz, ormanlarımız, derelerimiz, tarım alanlarımız yok edildi. Hava, su, toprak kirletildi, doğal ve tarihi varlıklarımız da her geçen gün tahrip edildi.

Rantçı Şehircilik, çevreyi yemeye devam ediyor.
Halen Türkiye’nin müstakil bir Çevre Bakanlığı ihtiyacı giderilemedi. Şehircilik, çevreyi yemeye, yok etmeye devam ediyor. Çevre ve şehircilik alanında uzun yıllardır biriken dağ gibi sorunların üstüne her geçen gün yenileri -ki, büyük çoğunluğu Bakanlık eliyle- ekleniyor. Ortaya rant kokusu yayıldıkça çevre ve şehircilik anlayışından giderek uzaklaşılıyor.

Sık Değiştirilen ÇED Yönetmeliği ülkemize zarar vermeye devam ediyor.
1993 yılından bu yana 18 kez değişen Çevresel ve Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliğini de eleştiriyorum. Halen bu alanda AB mevzuatının sadece %3’üne uyum sağlanabildi. Son yıllarda hemen hemen her bakan değişikliğinde yenilenen Yönetmelikte muafiyetler, hukuksuzluklar daha da arttı. Bakanlığın bugüne kadar verdiği ‘olumlu’ ÇED raporlarıyla veya ‘ÇED iznine gerek yok’ kararlarıyla, başta İzmir olmak üzere, ülkemizin birçok yerinde doğa alanlarının nasıl talan edildiği çok açık görülüyor.

Çevre mühendisleri artık isyan noktasında.
Son 13 yıllık dönemde artık çevre mühendisliğini seçmek, direk işsizliği tercih etmek anlamına geliyor. Bugün sayıları binlerce olan, atama bekleyen çevre mühendisleri 2014 KPSS’ye girdiklerinden bu yana Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 2 merkezi atama döneminde sadece 17 çevre mühendisi aldı. Üçüncü merkezi atama olan 2015 Kasım’da ise çevre mühendisi alımı yapılmadı. Yetersiz çevre mühendisi istihdamı kamu ihtiyacını karşılamadığı gibi çevre mühendislerini de mağdur etti. Çevre ile ilgili tüm görevleri üstlenmiş olan Bakanlık, bu alanda eğitim almış gençlerimizi göz ardı etmeyi sürdürüyor. Halen çevre ile ilgili konularla ilgili personel sadece prosedür tamamlamak amacıyla imza attırılan kişiler haline geldiler.

Sokak toplayıcılarına gücü yeten Bakanlık geri dönüşümde sınıfta kaldı.
Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği kapsamında, hem Toplama Ayrıştırma Tesislerinin (TAT), hem de kamuoyunda sayıları bugün yüzbinleri bulan sokak toplayıcıları olarak bilinen vatandaşların cezalandırılmasından vazgeçilmesini gerekiyor.

Çevre Koruma Vakfı’nın (ÇEVKO) son açıkladığı rakamlara göre kağıt, karton, kompozit, ahşap gibi ambalaj atıklarının ekonomiye geri kazandırılmasıyla 3 milyon 820 bin ağacın kesilmesi önlendi. Bu sokak toplayıcılarının geri dönüşüm konusunda göstermiş olduğu gayretin ülkemize getirdiği kazanımdır. Bu alanda atılması gereken adımların biran önce hayata geçmesini bekliyoruz.

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü ve çalışanlarının sorunlarına gelince; bugün 18 bin personeli ile 168 yıldır hizmet veren Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü halen vekâleten yönetiliyor. Hukuk müşavirliği, iç denetçilik gibi görevler normun altında kadrolar ile çalışıyor. Kurumun üst yönetimi siyasetin altında eziliyor. Kurum çalışanlarının iş yüklerinin gözden geçirilmesi ve yaşanabilir bir ücret seviyesine kavuşturulmaları gerekiyor.

Türkiye’de çevre ve şehircilik alanında yapılacak çok iş var. Bütçeler bir tercihler demetidir ve gelişmiş demokrasilerde tercihler; ekonomik ve sosyal düzenin veya istikrarın sağlanmasından yana kullanılır. Ancak Türkiye’de çevre ve doğanın katledilmesi yönünde kararlar alınıyor.