Ekonominin makyajı döküldü

Kategoriler: Basın açıklaması

İktidarın başarısız politikalarıyla ülkemizin geleceği
her geçen gün daha da umutsuzluğa sürüklenirken,
ekonomide gizlenmeye çalışılan gerçek rakamlar gün yüzüne çıkıyor,
kan kaybı endişe veriyor.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin de ortak olduğu 57’nci Hükûmeti’in 2002 yılında hükûmeti bıraktığındaki ekonomik durum ve bugünkü durumu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum:

tablo-2002-2014

2002 yılında iktidara geldiklerinde “bizler lüks kamu binaları yapmayacağız, savurganlığa son vereceğiz” diyenler, bu sözlerinin tersine yaptıkları devasa lüks kamu binalarında saltanatlarını milletimizden uzak bir şekilde sürdürüyorlar.

Bir tarafta saltanat devam ederken, diğer tarafta İçişleri Bakanı sözde çözüm sürecinde iktidar olarak alan hâkimiyetini kaybettiklerini dile getiriyor, Başbakan’ın Başdanışmanı da ‘kamu düzeninin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da şu anda devletin değil terör örgütünün elinde’ olduğu tespitini yapıyor.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin uzun süredir milletimizin dikkatlerine sunduğu tespitler ve ülke yönetimindeki başarısızlıklar, iktidar görevlileri tarafından da itiraf ediliyor.

Her alanda sindirilmiş bir toplum yaratmaya çalışan mevcut iktidar, ülkemize sadece siyasî yönden değil, ekonomik açıdan da zarar veriyor. Büyük bir gayretle gizlemeye çalıştıkları çökmüş ekonomik öngörü ve tahminler her geçen gün daha da gün yüzüne çıkıyor. Ekonomik sıkıntı ve belirsizliklerden başta dar gelirli işçi, memur, emekli vatandaşlarımız, esnafımız, çiftçimiz ve girişimcimiz çok ciddî şekilde etkileniyorlar.

Ülkenin büyüdüğünü ve sıkı para politikası uyguladıklarını zannedenler, 1923 – 2002 arasında Türkiye Cumhuriyeti ortalama büyümesinin %5 olduğunu, Ekonomi Bakanlığı’nın son öngörülerine göre de 2002 – 2014 dönemindeki büyümenin %4,9 olacağı gerçeğini pek çabuk unutmuş görünüyorlar. Uluslararası ekonomik kuruluşların (IMF, OECD vb.) yanı sıra, en son AB Komisyonu’nun Türkiye için 2014 yılı büyüme tahminini %2,8’e düşürmesinin altında gerçek Türkiye ekonomisi verileri bulunuyor.

Bugün Türkiye 12 yıldır çarpık ve verimsiz üretim yapısı ve halen ithal girdi bağımlılığı nedeniyle döviz fiyatlarının artırıcı etkisinden kurtulamamış ve dümeni kırılmış bir teknenin azgın (uluslararası rekabet şartları) sulardaki belirsizliğini yaşıyor.

Bu belirsizlik ve sahipsizlik dış ticaretimizde de gözlemleniyor. Eylül sonuçlarına göre 9 aylık dış ticaret açığımız -61,1 milyar dolar. Halen dış ticaretimizin yönü AB ülkeleri dışında yeteri kadar çeşitlendirilemedi. Irak, Suriye, Mısır gibi ülkelere ihracatımız azalırken, Afrika’dan yeteri kadar talep gelmiyor. Ekonomik verileri çok bozuk ve deflasyon tehlikesiyle karşı karşıya olan AB’ye güvenerek yürütülmeye çalışılan dış ticaret politikası, bu bölgede meydana gelebilecek ekonomik bir çalkantı sonrasında girişimcilerimizi zor durumda bırakabilir.

Ekonomimizde yapısal sorunlar her alanda devam ediyor. Cari açık yıllıklandırılmış bazda Ağustos’ta -48,8 milyar dolar. Cari açıktaki azalıştan başarı hikâyesi çıkarmaya çalışan ekonomi yönetimi, açığın azalması yönünde halen kalıcı ve istikrarlı bir çözüm sunamamış ve diğer gelişmelere (küçülen bir ekonomide cari açığın gerilemesi, altın ithalatının azalması, enerji fiyatlarının düşmesi, turizm gelirleri vb.) bel bağlamış durumda. Günü kurtarmak adına göz yumulan kaynağı belirsiz (ödemeler dengesi net-hata noksan kalemi) para girişi 9,1 milyar dolara yükseldi. Bu paranın nereden geldiği konusunda spekülasyonlar devam ediyor, kimilerine göre Kuzey Irak petrol satışından, kimilerine göre Arap ülkelerinden getirilen paralar olarak nitelendiriyor. Bu kayıt dışılığın getireceği ekonomik ve sosyal maliyetler yine milletimize fatura edilecek.

Ekonomiye ve öngörülere güven yok olmaya yüz tutmuşken, Hazine Müsteşarlığı’nın TBMM’ye sunduğu 2015 Finansman Programı inandırıcılığını yitirdi ve bir iyi niyet belgesi halinde kaldı. TBMM’de TSK’ya sınır ötesi operasyon yetkisi veren tezkerenin şartları belirsizliğini korurken, ülkemiz için hazırlanan Program bir seferlik gelirlerin (özelleştirme gelirleri, 2/B satışları vb.) artacağı, Hazine garantili dış borçların azalacağı (artacağı yönünde yönetmelik değişikliği yapılmasına rağmen), döviz kurunun yükselmeyeceği şeklinde kurgulandı. Bu kurgu dışında gerçekleşecek olumsuzluklar göz ardı edilerek, karşı tedbir geliştirilmedi. Oysa küresel ekonomi geçmişe göre daha az büyüyor. Önümüzdeki dönem gelişmekte olan ülkeler hem dış ticaretlerinde, hem de finansman bulma yönünde ciddî sıkıntılar yaşayabilir.

Çarkların giderek yavaşladığı Türkiye’nin toplam dış borç yükü 2008 yılında millî gelirimizin (GSYH) %38’i seviyesindeyken, 2014 ikinci çeyrek itibarıyla %50’nin üstüne tırmandı. Toplam dış borcumuz 401,7 milyar dolara yükseldi.

İktidarın tutarsız politikalarının neden olduğu jeopolitik ve siyasî risklerin artmasıyla yerli ve yabancı yatırımcıların tedirginliği had safhaya ulaştı, bu yüzden yatırım plânları ertelendi. 2014 yılı durgunluğun, enflasyonun, işsizliğin ve borçların tırmandığı bir yıl olarak bitmek üzere. 2015 yılında ise vatandaşımızı bu basiretsiz ekonomik anlayış nedeniyle benzer ve zor günler bekliyor. Ekonominin tekleyen motorlarında yorgunluk had safhaya ulaştı.

Enflasyon (TÜFE) Ekim ayında %8,96’ya çıkarak on yıl önceki seviyeye geldi. Ekimde enflasyon sepetinde yer alan 432 maddeden 302’sinin ortalama fiyatları ve özel kapsamlı (çekirdek enflasyon) TÜFE göstergelerinden ‘I’ %9,04 artmış durumda. Vatandaşımızın zorunlu temel harcamalarında yıllık artışlar daha fazla oldu. Buna göre gıda’da %12,56, sağlık’ta %9,91, giyim’de %8,83 yıllık artışlar söz konusu.

2014 yılında çalışanlarımız enflasyona ezdirildi. 2015 yılında ise, ilk 6 ayda %3, ikinci 6 ayda %3,63 oranında artış olacak. Daha bugünden kamu çalışanlarımızın ve emeklilerimizin gelirleri enflasyon karşısında eritildi. Kısacası 1 yıl içinde beş defa hedef değiştiren Merkez Bankası ve önceki Orta Vadeli Program’da (2014-2016) 2014 enflasyon hedefini %5,3 öngören iktidar, neredeyse 2 katı gerçekleşen bugünkü enflasyon karşısında bu hedeflerini %8,9-%9,4 aralığına çıkararak, asıl niyetin ücret artışlarını frenleme olduğunu gösterdiler.

Merkez Bankası enflasyon yüksek çıktıkça günah keçisi olarak bazen enerji fiyatlarını, bazen gıda fiyatlarını, bazen de domates-biberi suçlu ilan ediyor. Korkarım ki, faizlerin artmasından ‘faiz lobisi’ni sorumlu tutanlar da önümüzdeki günlerde enflasyon konusunda Merkez Bankası’nı günah keçisi ilân edecekler.

Her başarısızlıklarına bir bahane arayanlar işsizliğin artışına da 12 yıldır çözüm sunamadılar. Sosyal ve ekonomik sorunların en tehlikelisi olan işsizlik giderek yükseliyor ve kısa zamanda düşüş eğilimi göstermeyeceği bugünden belli. Fiili işsizlik %17’leri aştı, işsiz sayısı ise 5,5 milyonu geçti.
Bu durum ülkemizdeki yoksul sayısının artmasına da neden oldu ve bilimsel çalışmalara yansıdı. TOBB ETÜ tarafından yayınlanan bir araştırmada; çalışan kişilerin, çalışma saatleri bittikten sonra, ev işi, çocuk bakımı, eğitim, sağlık gibi faaliyetleri yürüttüğü ve bu kişilerin uzun çalışma saatleri nedeniyle ‘zaman yoksulu’ haline geldikleri tesbit edildi. Buna göre; gelir-gider üzerinden yapılan hesaplamalara ilave olarak 7,6 milyon kişi daha bu yeni tespitle birlikte ‘yoksul’ hale geliyor ve toplam yoksul sayısı 29 milyona ulaşıyor.

Milliyetçi Hareket Partisi; ülkemiz ve milletimizi bilgilendirici ve uyarıcı ekonomik ve siyasî tespitlerini daima dile getirecek, sorumlu ve paylaşımcı siyaset anlayışını sürdürecek. Partimiz; millî menfaatlerimizi milletimiz adına dile getirmenin dışında, gerek siyasî ve sosyal alanda, gerekse ekonomi politikaları alanında acil yapısal reformları hazırladı, milletimizden bu politikalarını hayata geçirmek adına destek bekliyor. Bu iktidarın ülkemize daha fazla zarar vermesinin önü muhakkak ki ülkesini, milletini sevenler tarafından demokratik usullerle kesilecek.

Bugün vatandaşımız, girişimcimiz ve çalışan kitlelerimizin yaşadığı ekonomik sorunların tamamını yakından takip eden Milliyetçi Hareket Partisi; “Önce birlikte daha fazla üreteceğiz, sonra birlikte daha adil bölüşeceğiz” şiarıyla çalışmalarını sürdürüyor.