ÇED yetkisi neden valiliklere devredildi ?..

Kategoriler: Soru

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) yetkisinin
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı genelgesiyle
81 il valiliğine devredilmesi hakkında
TBMM’de Çevre ve Şehircilik Bakanı’na yazılı soru önergesi verdim.

Çevre ve Şehircilik Bakanına verdiğim yazılı soru önergesiyle bu yetki devrinin esas amacını, çevreye verilecek zararların nasıl önleneceğini, valiliklerde konu ile ilgili yeteri kadar eğitimli personel bulunup bulunmadığını sordum.

Her geçen gün çevre felaketlerine yol açabilecek yeni ve örneği başka ülkelerde görülmeyen uygulamalara şahit oluyoruz.
Nisan 2013’te mevcut iktidar; ÇED sürecini ilave birtakım muafiyetler getirerek Avrupa Birliği’nin ÇED direktifinin gereklilikleriyle tutarlı olmayacak şekilde değiştirdi. Bunun sonucu olarak da Karadeniz ve Akdeniz Bölgesi’ndeki nükleer santraller başta olmak üzere mikro ölçekli hidroelektrik santraller, İstanbul’daki üçüncü köprü ve  buna ilave yeni havaalanı dâhil birçok büyük çaplı altyapı projesi ÇED kapsamı dışına çıkarıldı.

Şimdi ise; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 27 Şubat 2014 tarihli, 20289998-220.99-83 Sayılı 81 il valiliğine gönderdiği genelge ile Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’nin 5’inci maddesine istinaden ‘ÇED gereklidir ya da ÇED gerekli değildir’ kararı verme yetkisini valiliklere devretti ve bu uygulama 1 Mart 2014 tarihi itibariyle yürürlülüğe girdi.

Bundan böyle Ekim 2013’te yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliği gereğince maden, petrol, doğalgaz, kayagazı veya jeotermal arama projelerine ilişkin “ÇED gereklidir ya da ÇED gerekli değildir” kararı verme yetkisi artık valiliklerde olacak.

Bakanlığın bugüne kadar ÇED sürecinde yapmakla görevli olduğu; yöre halkının bilgilendirilmesi için yaptığı toplantılar, projeyi inceleyecek inceleme değerlendirme komisyonunun toplanması, nihai kararın halka duyurulması ve Bakanlığın son kararı olmayacak.

Bunun yerine Valilik; halen kriterleri ve aşamaları belli olmayan bir süreçle ‘ÇED gerekli değildir’ onayı verebilecek ve projelerin çevre katliamına neden olabilecek yönleri tespit edilmeden hayata geçmesine neden olacak. Valilikler bilimsel yaklaşımı bulunmayan ‘ÇED gereklidir’ kararı verdiklerinde proje, tekrar Bakanlık bünyesinde değerlendirilecek.

Diğer yandan ÇED sürecinde projeler için tanıtım dosyası ve yer görme zorunluluğu da yine bu genelgeyle kaldırılmış durumda.
Sadece kesilen ağacın yerine ağaç dikmekle çevreci olduğunu düşünen ve kendisini “en çevreci Hükûmet” diye ilân eden bir iktidarla karşı karşıyayız.

Oysa çevresel konularda bilgi edinme ve karar alma sürecine katılım hakkı çevre hakkının vazgeçilmez şartıdır. Bu hakkın sadece gerçek kişiler bakımından değil kişi grupları, sivil toplum kuruluşları ve Anayasanın 56’ncı maddesinin verdiği görev nedeniyle kamu kurumları bakımından da hayata geçirilmesi önem taşımaktadır. Çünkü, kamu kurum ve kuruluşları da görev ve yetki alanları itibarı ile halkın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamasını sağlamakla yükümlüdürler.

Bu yetki devrinden sonra ülkemizin her alanı gibi İzmir’de de çevresel felaketlerin hız kazanacağını düşünüyorum. Tamamen ranta dayalı çevrecilik anlayışı devam ettiği sürece İzmir bu alanda da hem yerelde, hem de genelde zarar görmeye devam edecek. Güzelim kentimizin rant uğruna heba edilmesine göz yummamalıyız. Bu yüzden bu yetki devrinin İzmir’deki sonuçlarının yakın takipçisi olmaya devam edeceğim.